KONCUK: O BAYRAK İNMELİ, KERKÜK İLELEBET TÜRK KALMALI Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Kerkük’te peşmerge bayrağının asılması kararına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Kerkük’teki Türkmen varlığı, hiçbir siyasi hesaba kurban edilemeyecek kadar mukaddes ve değerlidir” diyen Genel Başkan İsmail Koncuk, “Türkiye Cumhuriyeti, Irak Anayasasına da aykırı olan bu ilhak girişimine ilişkin olarak derhal uluslararası alanda ve Irak Merkezi Yönetimi nezdinde harekete geçmelidir. Her ne pahasına olursa olsun o bayrak inmeli, o bölge Türk’ün toprağı olarak kalmalıdır” dedi. Genel Başkan İsmail Koncuk değerlendirmesinde şu satırlara yer verdi; “28 Mart 2017 günü Türk tarihine kara bir gün olarak geçecektir. Binlerce yıllık Türkmen kenti olan Kerkük, 28 Mart tarihi itibarı ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimince (IKBY) işgal ve ilhak edilmiş, Kerkük İl Genel Meclisi’ndeki Türkmen ve Arapların bütün itirazlarına rağmen PKK’nın en büyük destekçilerinden olan Vali Necmettin Kerim’in girişimiyle resmi günlerde Kerkük’ün tüm resmi dairelerine sözde peşmerge bayrağının asılması kararı alınmıştır. Halbuki Türkmen şehri Kerkük resmi olarak Bağdat yönetimine bağlıdır ancak Peşmerge, 2014 yılında IŞİD’le mücadele bahanesi ile Kerkük’te yönetime “fiilen” el koymuş, uzun bir süre boyunca Kerkük’ün tapu dairelerine saldırılmış, Türkmenlere ait tapu kayıtları yok edilmek suretiyle bölgedeki Türkmen hafızası ve varlığı yok edilmek istenmiştir. Bölgeye 700 bin dolayında Peşmerge yerleştirilerek Kerkük’ün demografik yapısı değiştirilmeye çalışılmıştır. Bütün bu çabaların amacı, Kerkük’ün Bağdat yönetiminden alınarak Peşmerge yönetimine verilmesidir. Her zaman ifade ettiğimiz üzere, stratejik olarak Türkiye’nin savunulması, Türklerin yaşadığı en uzak noktadan başlamalıdır. Bu bakımdan içeriden ve dışarıdan kıskaç altına alındığımız bu dönemde sınırlarımız içine çekilip kalmamız ve yanı başımızdaki gelişmelere karşı tepki gösteremememiz Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüğünü ve hatta varlığını tehlikeye düşürecek bir tutum olacaktır. Maalesef Kerkük’e Peşmerge bayrağının asılması kararı, bizleri çok da fazla şaşırtmamıştır. Çünkü IKYB Başkanı Barzani’nin şubat ayında Türkiye ziyareti esnasında, Türkiye’nin resmî kurumlarına bu flamanın asılmış olması, hem siyasi olarak IKBY’nin bağımsızlığının Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilmesi anlamına gelmiş hem de IKBY’ye bu yönde cesaret vermiştir. Hal böyle olunca Barzani’nin Türkiye ziyareti sırasında IKBY flamasının resmî kurumlarımıza asılmasının ardında farklı bir pazarlığın olup olmadığı sorusu akıllara gelmektedir. Türkiye’deki referandum sürecinden ve Irak Merkezi Yönetiminin güçsüzlüğünden faydalanan Barzani, Kerkük’ün Peşmerge bölgesine ilhakı konusunda pervasızca bir adım atmış ve Kerkük’te Irak Bayrağı ile birlikte Peşmerge flamasının da asılması kararı almıştır. Bundan sonraki aşama, Irak bayrağının indirilmesi ve Kerkük’ün tamamen IKBY bölgesine dahil edilmesi şeklinde olacaktır. Bu girişim, 2014 yılında başlatılan Kerkük’ün işgal edilme sürecinin, IKBY’ne bağlanarak ilhak edildiğinin tescili olmuştur. Devletimizin varlığını doğrudan tehdit eden, yanı başımızdaki Türkmen kardeşlerimizin geleceğinin kararmasına neden olabilecek böyle bir girişim karşısında Hükümetin bu denli sessiz kalması anlaşılacak gibi değildir. Bir referandum propagandası nedeniyle Hollanda’ya, Almanya’ya kafa tutan, Avrupa’ya bayrak açan siyasi iktidarın, milletimizin geleceğini doğrudan etkileyecek bir ilhak girişimini basit bir açıklama ile geçiştirmesi kabul edilemez. Kerkük’ün kaybedilmesi, Türkiye Cumhuriyeti üzerinde gözü olan hainler karşısında en önemli mevzilerden birinin kaybedilmesi anlamına gelecektir. Bu bakımdan Kerkük’teki Türkmen varlığı, hiçbir siyasi hesaba kurban edilemeyecek kadar mukaddes ve değerlidir. Böylesine bir ilhak girişimi karşısında bölgedeki Türkmen kardeşlerimiz yalnız bırakılmamalı, başlayan protesto eylemlerine her türlü destek verilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti, Irak Anayasasına da aykırı olan bu ilhak girişimine ilişkin olarak derhal uluslararası alanda ve Irak Merkezi Yönetimi nezdinde harekete geçmelidir. Her ne pahasına olursa olsun o bayrak inmeli, o bölge Türk’ün toprağı olarak kalmalıdır. Türkiye her ne kadar siyasi olarak 784 bin kilometre karelik bir yüz ölçümüne sahip olsa da fiili sınırları, Doğu Türkistan’dan Adriyatik Denizi’ne, Afrika’dan Kafkasya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Winston Churchill, Çanakkale’de ve ardından da Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’ya hâkim olma emeline ulaşamadığında, Sevr paçavrası parçalanıp suratına çarpıldığında, “Şimdi gidiyoruz ancak 100 yıl sonra yine geleceğiz” demişti. Şimdi yeniden geliyorlar. Biz düşmanı inlerinde durdurmazsak, korkarız ki sonunda evlerimizi savunmak zorunda kalacağız. Binlerce yıllık serhat kentimiz Kerkük Türk’tür ve ilelebet Türk olarak kalması bütün siyasetçilerimizin boynunun borcu, bu topraklarda huzur içinde yaşamamızın anahtarıdır” dedi.