Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, aktif çalışma hayatından ayrılmış olanların, Dernekler Kanunu'na göre önceden bir izin almadan dernek veya vakıf kurma hakları bulunduğuna, bunun yerine yasalarla sadece çalışanlara yönelik olarak düzenleme altına alınmış olan “sendika” şeklinde örgütlenmelerinin mümkün olmadığına karar verdi.
 

İçişleri Bakanlığı, Tüm Emekliler Sendikası aleyhine, “yasal dayanağı olmadan kurulan emekli sendikalarının kapatılması” istemiyle dava açtı.

Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi, “davalı emekli sendikasının, Anayasa ve Uluslararası Sözleşmelerle tanınmış örgütlenme hakkı kapsamında kurulduğunu kabul ederek” davayı reddetti.

Kararın İçişleri Bakanlığı'nca temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'ne geldi. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını oy birliğiyle bozdu.

BU İŞ AİHM'E GİDER
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin, “aktif çalışma hayatından ayrılmış olanların, yasalarla sadece çalışanlara yönelik olarak düzenleme altına alınmış olan sendika şeklinde örgütlenmelerinin mümkün olmadığı” kararı, Türkiye genelinde örgütlü iki emekli sendikası tarafından tepkiyle karşılandı. Emekliler Birliği Sendikası (Emekli Bir-Sen) Genel Başkanı İsrafil Odabaş ve Tüm Emekliler Sendikası (Emekli-Sen) Genel Başkanı Veli Beysülen kararla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuracaklarını bildirdiler. Tüm Emekliler Sendikası (Emekli-Sen) Genel Başkanı Veli Beysülen de Yargıtay'ın Anayasa'nın 90. maddesini ihlal ettiğini öne sürdü.

Dairenin kararında, Anayasa'nın 17. maddesine göre, “herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu” anımsatıldı. Yine Anayasa'nın 51. maddesine göre, “çalışanlar ve işverenlerin, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma hakkına sahip oldukları” kaydedilen kararda, bu düzenlemeyle çalışanların sendika kurma haklarının güvence altına alındığı ifade edildi.

“ÇALIŞAN-ÇALIŞTIRAN İLİŞKİSİ”

Bunun yanında, Türkiye'nin de onayladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre, “her şahsın, asayişi ihlal etmeyen toplantılara katılmak, başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve kendi yararlarını korumak için sendikalara girmek hakkı dahil olmak üzere dernek kurma hakkına sahip olduğu” belirtilen kararda, Uluslararası Çalışma Örgütünün, TBMM tarafından da onaylanarak iç hukuk kuralı olarak geçerlilik kazanmış sözleşmelerinde ilke olarak sendikal hakların ”çalışan-çalıştıran ilişkisi” çerçevesinde düzenlendiği vurgulandı.

Sendikal haklarla ilgili 2821 ve 2822 sayılı yasaların işçiler ve işverenlerin, 4688 sayılı yasanın ise kamu görevlilerinin durumlarını düzenleme altına aldığı anımsatılan kararda, “gerek anayasa, gerek uluslararası sözleşmeler ve gerekse iç yasal düzenlemelerde sadece çalışanların sendikal haklarından söz edildiğine” işaret edildi.

“HAKKIN ÖZÜNE AYKIRI”

Kararda, sendikal örgütlenmenin, dernek, vakıf gibi etkinlik alanları sınırlı örgütlenmelerin çalışanların ihtiyaçlarını karşılamaktaki yetersizliği nedeniyle çalışanların işverene karşı ekonomik ve sosyal çıkarlarını koruma ve geliştirme ihtiyacından doğduğu ifade edildi.

Bu ihtiyacın bir gereği olarak çalışanların sendikal örgütlenme hakkını güvenceye bağlayan yasal düzenlemeler yapıldığına dikkat çekilen kararda, ”Böylece sadece çalışanlar için getirilmiş olan sendikal haklardan, bu durumda olmayanların yararlandırılması, hakkın özüne de uygun değildir” denildi.

“DERNEK, VAKIF KURABİLİRLER”

Aktif çalışma hayatından ayrılmış olanların, 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun 3. maddesinde de kabul edildiği üzere, önceden bir izin alınmadan dernek veya vakıf kurma hakları bulunduğuna işaret edilen kararda, bunun yerine yasalarla sadece çalışanlara yönelik olarak düzenleme altına alınmış olan ”sendika” şeklinde örgütlenmelerinin mümkün olmadığı vurgulandı.

Türk Medeni Kanunu'nun 47. maddesi uyarınca özel hukuk tüzel kişiliğinin, kendileriyle ilgili özel hükümler uyarınca kazanıldığı belirtilen kararda, davalı sendikanın kuruluş tüzüğü incelendiğinde, “üyeler adına toplu sözleşmeler yapma” gibi, ancak çalışanlarla işverenler arasında yapılması mümkün olan amaçlara da yer verildiği ve sendika organlarına ilişkin düzenlemelerin, 4688 sayılı yasadaki düzenlemeye paralel şekilde yapıldığı ifade edildi.

“EMEKLİ SENDİKASININ DEVAMI MÜMKÜN DEĞİLDİR”

Bu nedenle davalı sendikanın, dernek, vakıf gibi başka bir dayanışma örgütü statüsünde olduğunun da söylenemeyeceği kaydedilen kararda, şöyle denildi:

“Bu durum itibarıyla davalı emekli sendikası tüzel kişiliğinin, 4688 sayılı yasa kapsamında devamı mümkün değildir. Emekli sendikası kurulabileceğine ilişkin ayrı bir yasal düzenleme de yoktur. O halde davalı oluşumunun sendika tüzel kişiliği ile faaliyetlerini sürdürmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Herhangi bir sınırlama ve izne tabi olmadan dernek veya vakıf türü örgütlenme imkanının varlığı nedeniyle bu durum örgütlenme hakkının sınırlanması olarak değerlendirilemez. Tüm bu nedenlerle davanın kabulü gerektiği halde, davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”