GENEL BAŞKAN KANAL B’YE GÜNDEMİN ÖNEMLİ BAŞLIKLARINI DEĞERLENDİRDİ

KONCUK: ÜLKEMİZ ÇOK DAHA SAĞLAM BİRLİK VE BERABERLİK DUYGUSU İÇERİSİNDE OLMALIDIR.

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Kanal B’de yayınlanan Güncel programına konuk oldu. Ülke gündeminden, taşeron sistemde yapılan düzenlemeye kadar çalışma hayatını ilgilendiren konulara değinen Koncuk, önemli açıklamalarda bulundu. Terörle mücadele konusunda gelinen noktanın önemine işaret eden Genel Başkan, mücadelenin hız kesmeden devam etmesi gerektiğini söyleyerek;

“Terörle mücadele konusunda yıllar içerisinde değişik safhalardan geçerek bugünlere geldik. Geçmişte yaşanan siyasi hataların bedelini ülkemiz ödüyor ancak, bugün terörle mücadele konusunda bir kararlılık görüyorum. Gerek iktidar partisi, gerek muhalefet partilerinin desteğiyle de terörle mücadelede daha güçlü durumdayız. Burada MHP’nin desteğini dikkate almadan değerlendirme yapmamak lazım. Terörle mücadelede amasız fakatsız destek veriyor. Hükümetin terörle mücadelede bugün daha cesur olması, biraz da bu destekten kaynaklanmaktadır.  Söz konusu terör, milletimizin gelecek davası, can güvenliği, var oluş davası olduğunda, bütün siyasi partilerimizin ben -sen tartışmasını aşarak davranması gerekir. Şu anda siyasi partilerimizde bu anlayışı görüyoruz.

Terörle mücadele hız kesmeden devam etmelidir. Bir tek terörist kalmayıncaya kadar bu mücadele sürmelidir. Asla taviz vermeden, evlatlarımızı şehit vermeden bu mücadele umarım devam eder. Bu konumda topluma da görev düşmektedir. Sadece ateş düştüğü yeri yakmamalıdır. Toplum, şehitlerimizin evlatlarına, geride kalan ailelerine sahip çıkmalıdır ki askerlerimiz polislerimiz görevlerini yaparken geride gözü kalmamalıdır. Milletin ve devletin evlatlarına, ailesine sahip çıkacağının güvencesiyle işini yapabilmelidir.  Ülkemizin coğrafi konumunu düşündüğümüz zaman, komşularımızın AB’nin ABD’nin yaklaşımını düşündüğümüzde Türkiye’nin çok daha sağlam birlik ve beraberlik duygusu içerisinde olması gerekir. Bu konuda hükümete de büyük görevler düşmektedir. Hükümet daha sorumlu beyanlarda bulunmak zorundadır” dedi.

KONCUK:  TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ KAMİL BİR DEVLET İSE, KAMİL  DEVLET KURUMLARINI ÇALIŞTIRARAK OLUŞTURULUR

Taşeron uygulamasının KHK şeklinde çıkartılmasının eksiklik yaratacağına işaret eden Genel Başkan, FETÖ soruşturmalarına ilişkin mağduriyeti de dile getirerek suçsuzluğu sabitlenmiş olan kamu çalışanlarını görevlerine iade etmeleri konusunda yetkililerin neyi beklediklerini sordu:

“KHK’ler çıkartılıyor. Bazı konularda çıkartılabilir ama, TBMM’yi de işlevsiz bırakmak gibi yaklaşımla KHK yapılmamalıdır. TBMM milli iradenin tecelli ettiği yerdir. Oraları es geçerek her konuda KHK’ler çıkartılmamalıdır. Bizim demokratik olgunluğumuza yakışmaz. Mesela, taşeron konusu isterdik ki mecliste konuşulsun.  Bir takım eksiklikler varsa , bunu muhalefet partilerimizle gerek MHP, gerekse CHP’nin girişimleriyle daha olgun hale getirebilirdik. Ben yaptım oldu mantığıyla hareket etmemek gerekirdi. Yaptıkları çok yanlış değil belki ama, daha iyiyi hesap ederek muhalefetiyle iktidarıyla hayırlı bir işi birlikte yapmak daha anlamlı olurdu. İktidarın daha sorumlu, daha demokratik olması lazım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kamil bir devlet ise kamil bir devlet kurumları çalıştırarak oluşturulur. Yargısı hukuku yasaması yürütmesi vs.. bunlarla birlikte kamil devlet olunur. Şu anda maalesef bundan uzaklaştığımızı üzülerek ifade etmek istiyorum.  

Açığa alınmalar ve ihraçlar konusunda ciddi sıkıntılar geliyor kulağımıza. Bunu yetkililerle de zaman zaman paylaşıyoruz. Maalesef kurumlarımızın bu noktada inisiyatif almadığını gözlemliyoruz. Yargının, savcıların hakimin endişe ederek inisiyatif almadıklarını görüyoruz. Başıma bir iş gelir mi endişesiyle karar almakta zorlanıyorlar. Halbuki hükümetin burada yargıyı bu konuda rahatlatıcı bir yaklaşım içerisinde bulunması aslında doğruyu bulmak konusunda elimizi rahatlatacaktır.

FETÖ ile mücadeleyi aklı başında herkes destekleyecektir. FETÖ bir terör örgütüdür. Kurumların fetöcü mantığıyla ele geçirilmesine kimse izin vermeyecektir. Bunu her anlamda destekleriz. Ama FETÖ ile mücadele bazı garibanların ve masumların canını yakan bir hal aldıysa itirazımızı yaparız.   Manisa’da çok sevdiğimiz, Türkiye sevdalısı olduğunu bildiğimiz, vatansever milliyetçi bir öğretmen arkadaşımız bylock iddia ile görevden uzaklaştırılmış. Masum olduğu ortaya çıkartılmış, hattının kendisine ait olmadığı ortaya çıkmasına rağmen 11 aydır göreve neden iadesi yapılmıyor? Neyi bekliyorlar anlamıyoruz. Suçsuzluğu sabitlenmiş olan, FETÖ ile ilgi alakası olmadığı ortaya çıkmış birini neden mağdur ediyorsunuz? Alırken hemen alıyorlar ama göreve iade edilirken nazla yapıyorlar. Bizim kızdığımız noktalar bunlardır. Yozgat’tan arayan öğretmen arkadaşım, yargıdan takipsizlik kararı almasına rağmen 15 aydır açıkta bekliyor. Günah değil mi? Bakanlar olayla ilgilenmiyor, bürokratlar olayla ilgilenmiyor, işin içinden nasıl çıkacağız bilmiyoruz. Bizzat Cumhurbaşkanı tarafından talimatların verilmesi ve bu işlerin düzeltilmesi lazım.  

Bylock konusunda yanlışlık olanların temizlendiği ifade ediliyor ama açıklanan bir liste yok. Hangi insanlar bu tuzağa düşmüş, bylock kullanmadığı halde kullanıyor gibi gözükenlerin ortaya çıkartılması gerekir. Bu konuda hızlı hareket etmek gerekir. Bunlar can acıtan hukukumuzu arızalı hale getiren, devlete olan güvensizliği arttıran ihmallerdir. Böyle köklü bir devlete bu ihmaller yakışmıyor. Ben FETÖ’cülerin bu işleri karıştırdığını düşünmeye başladım. Süleyman Demirel Üniversitesi rektörüne sesleniyorum, küçüklüğünü bildiğimiz arkadaşımız  Serdar Yay  hala açıktadır. Biz bu yanlışları söylemeye devam edeceğiz. FETÖ’cülükle alakası olmayan bir sürü arkadaşımız FETÖ’cü suçlaması ile karşı karşıya kalacak, kimse sesini çıkarmayacak, böyle bir mantık olamaz. Devletin gerekli tedbirleri hızla alması gerekiyor. Bir çözüm yolu bulmamız gerekiyor.  Türkiye’yi bu çamurun içinden çıkarmak zorundadırlar. Bir masum dahi haksızlığa uğruyorsa o toplumda hayra alamet bir durum söz konusu değildir.

Türkiye Kamu-Sen olarak milletimizin ve devletimizin sevdalısı olduğumuz için yanlış gördüklerimizi anlattık, anlatmaya devam edeceğiz. Biz FETÖ’cü olmadığımız için rahat rahat konuşabiliyoruz. Karın ağrımız yoktur, onlarla hiç yan yana bulunmadık. Ama geçmişte bunlarla yatıp kalkanlar kendilerini haklamak için başka insanlara zulmediyorlar.”

KONCUK: TAŞERON DÜZENLEMESİ EVLATLARIMIZIN GELECEĞİ AÇISINDAN EKSİKLİKLERİNE RAĞMEN ÇALIŞMA HAYATI BAKIMINDAN HAYIRLI BİR GELİŞME OLMUŞTUR.

Konfederasyon olarak yıllardır her platformda taşeron uygulamasının ve 4/C sisteminin ortadan kaldırılması konusunda ciddi mücadele verdiklerini vurgulayan Genel Başkan, KİT’lerde çalışan taşeronların da kadroya alınması gerektiğini ifade ederek konuşmasını sürdürdü:

“Taşeron çalışma hayatı her platformda dile getirdiğimiz bir mesele idi.  Taşeron sistemini evlatlarımızın toplumumuzun hak etmediği bir sömürü sistemi olduğunu dile getiriyorduk. Son 15 yılda taşeron çalışan taşeron sayısı 20 binden 750 binlere çıktı. Sivil toplum örgütü duyarlılığıyla bunları gündemde tuttuk. Taşeron konusunda bir konsensüs var. Hükümet kendi yaptığı hatayı bu şekilde telafi etmiş oldu.  Kamuda 450 bin, belediyelerle birlikte toplam 900 bini bulan sayıda taşeron çalışanının kadrolu olması konusunda adım atıldı. Üç ay içerisinde inşallah hayata geçeceği için mutluyuz.

Tabi KPSS’ye giren kardeşlerimiz haklı olarak isyan ediyor. Onları da anlıyoruz ama, taşeron sistemi bu şekilde devam etseydi bütün gençlerimizin geleceğini kızan arkadaşlarımızın evlatlarının dahi geleceğini tehdit eden bir boyut kazanmış kamuda asıl alım şekline dönüşmüştü. Dolaysıyla çalışma hayatının ahengini bozan bir sistem olmuştu. Birçok hastanede masa başında oturan aslında temizlik elemanı ya da yemekhanede çalışmak için alınmış  birçok kişinin bilgisayar başında oturup memur işi yaptığına tanık olurduk. Bunlar taşeron elemandı.  İşler yapıldığı için de devlet memur alımı yapmaz olmuştu.  Taşeronluk konusu bir yönüyle eleştirilebilir. 450 bin taşeron içerisinde memur işi yapan arkadaşlarımız var. Bu arkadaşlarımız işçi pozisyonunda işlerini devam ettirecekler.  Sendikalar olarak en çok bu konu üzerinde tartışmalar yaşayacağız.

Memur işi yapan işçilerin devlet memuru olmasıyla ilgili toplu sözleşme kararı da vardı. Kamuda 80 bin kişi bu şekilde çalışıyordu. Maalesef toplu sözleşme kararı da uygulanmadı. Memur işi yapan üniversite mezunu işçilerimizin de kendi kadrolarında yani fiilen görev yaptıkları memur kadrolarına atanma işi de düzenlenmiş olsaydı bir toplu sözleşme hükmü daha hayata geçmiş olurdu. Bu şekilde olunca problem büyümüş oldu. Kamuda 80 bin olan memur işi yapan işçiler problemi taşeron düzenlemesinden sonra daha da 400 binlere ulaşacak. Türk-İş’in de kanaati bu yöndedir. Memur işi yapanların memur kadrosuna, işçi işi yapanların işçi kadrosunda olması yönünde onların da görüşleri olduğunu biliyoruz. Hükümetin bu konuda hızlı bir karar vermesinden kaynaklı  işin içinden çıkılamadığını düşünüyoruz. Zaman içerisinde bu sıkıntının da çözüleceğine inanıyoruz.

Bir diğer konu da KİT’lerin bu düzenlemenin dışında bırakılmasıdır.  Sayıları çok da fazla değil. Devlet demiryolları gibi kuruluşlar var. Denizi geçip derede boğulmamamız gerekiyor. Her durumda böyle bir düzenleme yaptıkları için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Jülide Sarıeroğlu’na teşekkürlerimi sunuyorum. Zaman zaman kendisini eleştirsek de Maliye Bakanı Naci Ağbal’ı da tebrik ediyorum.

Taşeron konusu evlatlarımızın geleceği bakımından eksiklerine rağmen çalışma hayatı için hayırlı bir adım olmuştur.  Bundan sonraki aşamada artık KPSS ile alım yapılacaktır. Daha önce de 4/B’li arkadaşlarımızı kadroya aldılar ama daha sonra 4/B kadrosunu hızla doldurmaya devam ettiler. İnşallah taşeron konusunda bu yanlışı görmeyiz. Artık KPSS ile kamu işçisi alımına giderler. Taşeron sistemini görmek istemiyoruz.

KİT’lerde çalışan arkadaşlarımız da duruma itiraz etmek için hukuken doğru olmayan bir husus olduğundan dava açabilirler. Hangi gerekçelerle KİT’lerde çalışan arkadaşlarımızı kadroya almadıklarını açıklamaları lazım. Tabi ülkenin hukuken normalleşmesi lazım. Yine de bu davaları zorlamakta fayda olacağını düşünüyorum. Bir memur sendikası olarak bunlar memleket evladı oldukları için sıkıntılarını dile getiriyoruz tabi ama, işçi sendikalarının bu konularda daha aktif olması gerekir.

4/C’lilerin 4/B kadrosuna alınması sevindirici bir gelişmedir. Türkiye Kamu-Sen olarak tabi ki 4/C’li çalışanlarımızın 4/A kadrosuna alınmalarını isterdik. Talebimiz bu yöndeydi. Çünkü  4/B de tartışılan bir sistemdir.  Buna rağmen yapılan düzenleme olumlu bir gelişmedir. Bizler biliyoruz ki,  4/C sistemi Türk toplumuna yakışmayan hukuksuz haksız bir sistemdi.  O yüzden sevindirici bir gelişmedir. Kanuna baktığımız zaman “4/C’lilerle ilgili yeni pozisyonlar ihdas edilecektir” diyor. Yani düzenleme, ilgili bakanlıklara konuyla ilgili çalışmaları için bir alan yaratmıştır. Mesele bu alan nasıl kullanılacak, onu göreceğiz.

4/C’lilerin talepleri bellidir. Hem Çalışma Bakanlığı, hem de Maliye Bakanlığı bu taleplerden haberdardır. Ama geçiş nasıl sağlanacak bir belirsizlik var. Hükümete şunu tavsiye ediyoruz, 4/C konusunda büyük işler yaptınız, küçük işlerde boğulmayın.  Düzenlemede bazı konularda kalın çizgiler çizildi. Arkadaşlarımızın da endişelenmesine neden olan da şudur ki;  üniversite mezunlarının büro elemanı olarak belirlenmesi, diğer mezunların da destek hizmetler sınıfında istihdamı yapılması. Bilinen bunlar. Bu tatmin edici düzenleme olmayacaktır. Bunu doğru bulmayız. Arkadaşlarımızın kendi kadrolarıyla ilgili işlerde çalıştırılması bundan sonraki tartışmaların da önüne geçebilecektir. Artık başka problemler doğmasın istiyoruz. Düzenleme, yetkiyi, mevzuatı yapacak olan Çalışma Bakanlığı’na bırakmıştır. 4/C’li kardeşlerimize hayırlı uğurlu olsun. Onlar kadar sevindik. 4/C liler için var gücümüzle mücadele ettik.

4/B meselesi de önemlidir. Kamu Personel Danışma Kurulu’nda da sözleşmelilerle kadrolular arasında fark olmadığını söyleyenler oldu.  Ben de 11 tane fark okudum kendilerine. Bakanlar Kurulu toplantılarında da bu farkları anlatmalarını rica ettim.  Örneğin,  4/B’li çalışanın annesi  vefat ettiğinde izin alacağı gün farklı, kadrolu yani 4/A’lı çalışanın annesi vefat ettiğinde izin alacağı gün farklıdır. Birine 10 gün diğerine 3 gün izin veriliyor. Böyle düzenleme olmaz. Bu şekilde çalışma hayatında ikilik yaratırsınız. İktidar  4/B’ yi kökleştirmeye çalışıyor. Biz daha önce nasıl söylediysek yine 4/B lileri çalışanların kadroya alınmalarını ifade edeceğiz.  Kurumlarda yaşanan bu ikilem büyük sıkıntılara neden olmaktadır. Örneğin, Tarım Bakanlığı’nda aynı fakülteden mezun, aynı işi yapan iki mühendisten biri 4/B’li, diğeri 4/A’lı olunca her konuda farklı uygulamalara tabi oluyorlar. Görevde yükselmeye,  tayin hakkından izin günlerine kadar her konuda farkı uygulamalar yaşıyorlar. 4/B’lilik artık can yakmaya başladı. Her platformda dile getirdik, sıkıntıları konuşmaya devam edeceğiz. Mücadelemiz 4/B liler için de sürecektir.

Bunu hemen çözmek kolay değil tabi. 4/B’liği çalışma hayatının her yanına yaymakta ısrarlı olan bir hükümet var. Ancak, 2019 seçimleri geliyor hükümet de bu talepleri değerlendirmelidir. Siyasi partiler seçim beyannamelerine daha önce sözleşmeli kadro uygulamasının kaldırılacağını koymuşlardı. Bunlan gene olacaktır.  Siyasetçiler de ikna olacaktır. Birden halledilemeyebilir ama küçük rötuşlarla düzeltilecek şeylerdir. Mesela, “İzin konusunda 4/B li arkadaşlar 4/A’lı çalışanlar gibidir” denmesi zor mudur?  İkilik olursa devlete olan güven azalır iş barışı bozulur.”

KONCUK: GENÇLERİMİZ SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZIN SÖZÜNÜN TUTULMASINI BEKLİYOR

Eğitim kadrolarına 20 bin atamanın yetersiz olduğunu belirten Koncuk, şunları söyledi: 

“2018 yılında 20 bin öğretmen alınacağı açıklandı. Ama işin doğru tarafı bu değil, norm açığı 100 bin, eğitim- öğretim alanında 20 bin alımla emekli olanlar bile karşılanmaz. Böyle mantık olmaz. Mutlaka şubat ayında 10 bin atama olmalıdır. Cumhurbaşkanın sözü vardı, bu sözün tutulmasını bekliyor gençlerimiz. MEB’de 20 bin atamayı 40 bin yapmanın zor olmadığını düşünüyoruz.  400 bin üzerinde ataması yapılmayan vatan evladımız var. Hükümet kulaklarını tıkamış bekliyor.

Hükümet tarafından açıklanan kamuya 110 bin memur ataması yaraya merhem olmaz. İİBF mezunları var, sağlık çalışanları var. 5 milyona yakın işsiz gencimiz var. Gençlerimizi umutsuzluğa sürüklemeden radikal çözümler bulmamız lazım. Bütçe işsiz gençlerimizin sıkıntısını çözmek için kullanılmalıdır.  Birinci önceliğimiz genç işsizliği çözmektir. Çünkü arkadan gelen genç bir nüfus var. Biz bir baraj koymuşuz. Arkadan gelen gençlerimiz o baraja takılıyor. MEB’de 700 bin mezun olmayı bekleyen gencimiz var. Arkadan gelen büyük bir dalga var. Buraya baraj koyarak bu işi çözemezsiniz. O suyu salmanız lazım. Bu sıkıntı barajı patlatır. Hiçbir duvar bu duruma dayanmaz.

110 bin istihdam 2018 yılını kapattığımızda yetmez, problem çözülmez. Gençlerimizin enerjisini boşa harcamadan radikal çözümler bulunmalı. Bütçe en radikal biçimde genç işsizliği çözmek için kullanılmalı, öncelik budur. Arkadan gelen ve biriken bir genç nüfus var. 2002’de 72 bin ataması yapılmayan öğretmen, bugün 450 bine çıkmış. Arkadan Eğitim fakülteleri ve öğretmenliğe kaynaklık yapan diğer okullarda öğrenci sayısı 700 bin. Bu Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı açıklamadır. Yani arkadan 700 binlik bir kitle geliyor. Hükümetin gözünü korkutmuş gibi olmayalım ama buna çözüm bulacaksınız. Arkadan gelen büyük bir dalga var, baraj koyarak sorun çözülmez. Suyu salmanız gerek, baraj patlar yoksa. Hükümetler bu konuda yeni yollar oluşturmalıdır.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde geçtiğimiz günlerde İstihdam şurası vardı. 1 buçuk milyon istihdam yaratıldığı ifade edildi. Elbette özel sektörün katkıları önemli. Özel sektör bir yılda bir buçuk milyon istihdam yaratıyorsa ki, sayın Cumhurbaşkanı bir hedef koydu aynen destekliyorum ve “3 milyon istihdam” dedi. Şimdi özel sektöre 3 milyon istihdam diyorsunuz ama devlet olarak siz 110 bin istihdam diyorsunuz, biri bana bunu izah etsin. Özel sektöre 3 milyon deyip siz 110 bin de kalırsanız o zaman özel sektörde size inanmaz. Hem devlet hem de özel sektör olarak bu istihdam meselesinin sırtlanması lazım. Taşın altına herkes elini koymalı. Bu da ancak radikal tedbirlerle olur.

Devletteki her türlü lüks harcamayı kısacaksınız. Kullandığınız kağıt miktarına, kaleme kadar dikkat edeceksiniz. Bindiğiniz arabaya dikkat edeceksiniz, devlet bunları yapmadığı sürece, genç işsizliği çözmek adına ortaya bir irade beyanı koymadığı sürece, devlet bu işi sırtlamadığı sürece sadece özel sektörle bu iş çözülemez. Bu iki taraflı bir mücadele ile çözülebilir. “Şu kadar öğretmen aldım” diyorlar, tamam güzel, peki ya almadıklarınıza bakalım. Bunları ne yapacağız, memleket evlatları bunlar. Bizim sırtımızda bu çocuklar, bu çözülmeli. Kaç tane MYO, kaç tane İİBF mezunu işsiz? Nasıl istihdam yaratılacak, kafa yormamız lazım.

Hizmet sektörü yönünden söyleyeyim sizlere, OECD ülkelerinde 14 vatandaşa bir memur, Türkiye’de ise 29 vatandaşa bir memur düşüyor. Yani iki katı. Bu ne demektir? OECD ülkelerinin hizmet sektörü baz alındığında Türkiye’de devlet memuru sayısını çarpı iki yapmamız lazım. Yani 2 milyon 600 bin devlet memurumuz var çarpı iki deyince 5 milyon 200 bine çıkarmamız lazım. Aynı kalitede hizmet verebilmek için. Bazıları sanıyor ki memur sayısı fazla ama öyle değil.”

KONCUK: ÖYP KONUSUNDA YENİ BİR YOL BULUNMALI

Eğitim alanında yaşanan gelişmeleri de değerlendiren Genel Başkan İsmail Koncuk, “Öğretim Üyesi Yetiştirme  Programı konusunda YÖK Başkanımıza bu konudaki kanaatlerimi ulaştırdım. YÖK Başkanımızın da bu konuda yeni bir yol bulmasını beklediğimizi ifade etmek istiyorum. Bu gençlerimizin önünde dört gün kaldı. YÖK’ün bu konuda üniversitelerdeki keyfiyete son vermesi lazım. YÖK Başkanımız Yekta Saraç’ın bu konuda bir düzenleme yapmasını, bir talimat göndermesini bekliyorum. Bu çocukları 33/A’lı yapalım. Bu devletin sonu değildir. İçerisinde FETÖCÜ vs. çıkarsa ileride elemek zor değil. Kimsenin korkmasını gerektiren bir durum yok. Şu an 50/D li olanlar memleketi mi satıyor? O nedenle sayın Başkanın bu konuda inisiyatif alacağına inanıyorum.

Alan değişikliği konusu Milli Eğitim’de ciddi bir sorundur ve mutlaka çözülmelidir. Bakanlık bir değişiklik yapacak ama son derece kısır bir alan değişikliği ile karşı karşıyayız. İl içi özür tayinleri meselesi, bunları bir formüle dayandırın diyoruz. MEB kural koysun, “Ben seni eşinden ayırdım ama dört sene sonra birleştireceğim” desin. Bir kilometre sınırı koyalım, yıl sınırı koyalım, bunlar çözülebilir. Alan değişikliği her yıl yavaş yavaş yapılarak zaman içinde bu ortadan kaldırılabilir.  Ben yapmam, yapamam…O zaman bizde şunu sorarız, “Niye oradasınız?” diyerek sözlerini noktaladı.